Fenilketonüride Erken Tanıyla Sağlıklı bir Ömür
Fenilketonüri,
gıdalarla alınan ve esansiyel bir aminoasit olan fenilalenini tirozine çeviren
fenilalanin hidroksilaz aktivitesinin yokluğu veya çok az olması sonucunda
ortaya çıkan kalıtsal bir metabolik hastalıktır. Yani özellikle akraba
evlilikleri ile nesilden nesile geçebilen otozomal resesif geçişli metabolik
bir hastalıktır. Bu
hastalıkla doğan çocuklar proteinli gıdalarda bulunan fenilalanin isimli
bir amino asiti metabolize edemezler. Sonuçta kanda ve diğer vücut sıvılarında
artmış olan fenilalanin ve onun artıkları çocuğun gelişmekte olan
beyninde hasar yapar ve ileri derecede zihinsel özürlü olmasına ve sinir
sistemini ilgilendiren daha birçok belirtinin ortaya çıkmasına neden olur.
Fenilketonüri
Amerika ve birçok Avrupa ülkesinde her 10000 - 30000 yeni doğanda bir
görülmesine karşın Türkiye fenilketonüri hastalığının en sık görüldüğü
ülkelerden biridir. Her yıl ülkemizde 300 - 400 çocuk bu hastalıkla doğmaktadır.
Hastalık
erken tanınır ve tedavisine erken başlanırsa zeka geriliği önlenebilir. Bu
nedenle her yeni doğan bebeğin; doğumunun ilk 48-72 saatinden sonra alınan kan
örneği ile fenilketonüri taraması yapılmaktaydı. Fenilketonüri
hastalığı olan bebeklerde kan fenilalenin düzeyi doğumdan hemen sonra
beslenmeyi takiben ilk 4 saatte testi pozitif yapacak düzeylere yükselebilir.
Ancak yalancı pozitiflik ihtimali vardır. Son yapılan çalışmalarda ise gözden
vaka kaçırmayı önlemek amaçlı, doğumu takip eden ilk 48 saat içinde birinci örnek
alınıyor. Ardından bebek yeterli beslenmeye başladıktan 48-72 saat sonra tekrar
topuk kanı alınması ile ikinci test numunesi alınmış oluyor. Burada kast edilen
bebeğin yeterli beslenmesi ise; sağlıklı olarak eve taburcu olan bebeklerin
anne sütü ile yeterli kilo alması, hastanede yatmakta olan bebeklerin ise
ihtiyaç duydukları besinin en az %50 sini oral almasını takiben en az 48 saat
geçmesini ifade etmektedir. Çünkü fenilketonüri hastalığında konunun başında da
belirttiğimiz üzere bebekler proteinli
gıdalarda bulunan fenilalanin isimli bir amino asiti metabolize edemezler. Bu
nedenle bebek beslendikten sonra alınan kan daha doğru sonuçlar vermektedir.
Ülkemizde
bu test Yenidoğan Tarama Programı kapsamında sağlık ocakları ve hastanelerde
ücretsiz olarak yapılan ve Konjenital Hipotiroidi, Biotinidaz eksikliği ve
taramaya yeni eklenen Kistik Fibrozis hastalığını da kapsayan dörtlü bir test
olarak uygulanmaktadır.
Yenidoğan
Tarama Programı, bebeklerin doğumlarından itibaren uygun şartlarda özel filtre
kağıtları ile topuk kanı örneklerinin alınarak Yenidoğan Tarama
Laboratuarları’na en kısa zamanda ulaştırılması, bu bebeklerin tarama
sonuçlarının internet ortamında açıklanır açıklanmaz sonuçları hastalık
yönünden şüpheli çıkan bebeklerin ilgili kliniklere sevk edilmesi ve ilgili
klinik tarafından verilen tanıların ve sonuçların takip edilmesi esasıyla
yürütülmektedir. Yenidoğan Tarama Programı Türkiye’de 1986 yılında Hacettepe
Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Sağlık Bakanlığı işbirliği ile fenilketonüri
tarama programı önce 7 il merkezinde, ardından 26 il merkezinde uygulanmaya
başlandı. Tarama programı 1990 yılında bütün il merkezlerini kapsayacak şekilde
genişletildi. 1992 yılında 1 Haziran tarihi “Ulusal Fenilketonüri Günü”
ilan edildi. Tarama programı 1994
yılında tüm ülkeyi kapsayacak şekilde genişletildi.
Tedavisi
ömür boyu sürmesi gereken bir hastalıktır fenilketonüri. Teşhis konulur
konulmaz tedavisine başlanmalıdır. Bebeğin bedensel ve zihinsel gelişiminin
normal olabilmesi için doğduktan sonra ilk haftalar içinde veya en geç doğumdan
sonraki ilk 2-3 ay içinde, diyet tedavisine başlanmalıdır. Tedaviye mümkün
olduğunca erken başlanması zihinsel performansı olumlu etkileyecektir. İlk
hafta tedaviye başlanan vakalar ile yaşamın ilk ayı içinde ama 2, 3, 4'ncü haftalarda
tedaviye başlanan vakalar arasında, hepsi normal sınırlar içinde olsa bile zeka
performansında farklılıklar gösterilmiştir. Yenidoğan döneminde diyet tedavisi
başlanmış fenilketonürili hastalar yetişkin çağda diyeti bıraktıklarında
algılamada güçlük, dikkat azalması ve okul başarısında azalma gözlenir.
Bebeklik döneminde anne sütü verilip verilmeyeceği ve miktarı diyetisyen
denetiminde belirlenmelidir. Çünkü anne sütü protein içermektedir. Vücudun
yeterli büyüyüp gelişmesi ve hormonları üretebilmesi için yapı taşı niteliğinde
olan amino asitler de protein kaynakları ile vücuda alınmaktadır. Bu nedenle
büyümen ve gelişmenin durmaması için vücudun ihtiyacı olan elzem amino
asitlerin diyete eklenmesi de diyetisyen tarafından düzenlenmelidir. Enerji, protein,
yağ, vitamin ve mineral ihtiyaçlarının karşılanması, besinlerle alınan fenilalanin miktarını azaltarak, kandaki fenilalanin
düzeyini normal sınırlar içinde tutmak yapılması
gereken başlıca uygulamalardır. Beslenme için gerekli olan özel mamalar hastalığa
yönelik raporların çıkarılması durumunda ücretsiz olarak verilmektedir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder